Mert's profileMert BarbarosPhotosBlogLists Tools Help

Mert Mert

Mert Barbaros

...Şeytan marka giyer : CARRERA !!!
March 03

viva la morte, viva la-vie !

"Se la morte non fosse una forma di soluzione, i viventi avrebbero trovato un modo qualsiasi di aggirarla"
January 23

kaf dağının prensesi

sen kaf dağının prensesi !
dünyayı sen yarattın, dünya senin ekseninde dönüyor !
sen varsan yaşam var, sen yoksan kelaynaklar göç eder masal dağının eteklerine...
 
sen var ya seen !
sen yoksan yaşam yok,
sen yoksan trafik felc,
sen yoksan rüzgar esmez, sokaklarda toz kalkmaz, kadınlar patik örmez bebelerine....
kadınlar gebe kalmaz cici-bebelerine !
 
sen yoksan, yaşam yok, sen varsan herkes "mavi-kan, asil-kan", asılgan !!!
 
iyi de sen kimsin ; kaf dağınnın tepelerinde yaşayan prenses ! 
 
bırak kanat çırpmayı da, düzlüğe in !
çünkü düzlükte herkes "kırmızı-kan"
 
ispanyollar der ki : "Espera que se acabe el circo para verle la cara a los payasos"
ilhan irem "sazlıklardan havalanan bir ördek gibi sesin" çalıyorken arka fonda !
 
 
January 15

nevertheless

beside all facts, all over pressures on my shoulder and all exhausting inherent habituals, however, i will scream and hoot like an owl; like a decoy-dock !
 
fuck off the rest !!!
 
and of course fuck all cravens ! beside other "braves" :)...
 
viva la morte ! (past present tense )
viva la-vie ! (very near future tense )
January 12

filmden replik

"iki cok iyi dost, herseyi paylasan dost ve birbirine kazık atmayacagına söze veren iki dost, bir gün nehirden karsıya gecmek üzereyken, nehrin kenarında oldukca cekici bir kız görürler ve kız nehirden karsıya gecmeye korkmaktadır. birbirine bakar iki dost ve biri hemen kızı kucaklar ve karsıya gecirir. karsıda bırakırlar ve yola devam ederler. kırgındır dostun biri digerine döner "hani birbirimizi satmayacaktık, hani kazık atmayacaktık ?"
 
filozof bakıslı dost hemen cevabı yapıstırır "sen hala orda mısın ? ben kızı kucagımdan indireli cok oldu ama gördüğüm kadarıyla sen hala kucagında tasıyorsun !!!"
 
"dostlara selam"  
January 09

whatever, however & whereever : FOREVER

 
whatever : her NE olursa olsun,
however : her NASIL olursa olsun,
wherever : her NEREDE olursa olsun,
Forever : her zaman AYNI ben, değişmeyen BEN, değişmeyecek olan BEN !
 
ben'leri kanatırsan acıtır !!!
benim ben'lerim kanıyor...
January 07

last night ve jetonlar

doktora söz verdim, yormayacam kendimi ama aklıma takıldı işte :
 
nie şarkılar hep "last night" tan bahseder, "last night dreaming" anlatır...
 
niye yarın gece yoktur da hep dün gece vardır, düşlerde ve şarkılarda ?
 
yaşanmışlıklar neden dün gecede kalır ama yaşanmamışlıklar neden "yarın geceki" şarkıya eşlik etmez ?
 
oysa yaşananlar zaten yaşnadı ve bitti ! game-over !
 
yaşanmayanların - yaşanasıların daha bi çok cezbedici yönü olmasına rağmen, dündedir yürekler, besteler ve sözler....
 
neden ?
 
oyun bitince makine uyarı verir : "game over ! please insert a NEW coin to play a NEW game" (oyun bitti !  YENİ oyun icin YEPYENİ jeton at)
 
işte yaşanmışlık bu !
 
yeni yaşanmışlık istiosan, yeni jeton atacaksın. yeni jetonun yoksa, başbaş ! oynadıgın oyunun hayalleriyle git beste yap, şarkı sözü yaz !
 
galiba şarkılardaki "last night" cümlesi tam burdan çıkıyor: jeton bitti, ama yeni jeton yok ve yeni oyun da yok ! o yüzden, "last night"
 
oysa "yarın" var bi yarın daha var, bi yarın daha !
dün gece ise sadece "yaşandı" ve "bitti"
 
düşünsene: azrail tepende ve bu cümleyi kuruyor : "game over ! please insert a NEW coin to play a NEW game"
 
cevap :
- jetonun yok, yeni oyun da yok ! (öldün sen...)
- jetonun var, yeni oyun şansın var ! (yaşasın YENİ hayat !)
 
yaşamla ölüm arasındaki ince çizgi işte burda !
sadece bir jeton !!!!
 
.............jetonun varsa, devam
yoksa,
.............hoskal-hoscakal !!!!
 
(şimdi düştü mü jeton ?)
 
.......var mı YENi jetonun ?.......
 
Doktoruma özel not : valla yormadım kendimi, toplamda 4 dakikada yazdım ! o yüzden "arkası yarın". relax ol sen !
        Alıngana özel not : masada hatıra niyetine bırakılan 1 YTL ler gecmio makinede, geri verio ! o yüzden "last night", relax olma sen !
        Alıngana ek not : olm sen de herseyi üstüne alıosun yaa ! "estapititi" relax ol !
Doktora ek not : bu kısım yordu beni valla, o yüzden "yarın" ek notlar ve alıngana özel notlar yok ! söz relax olcam !
January 06

yeni türkü "yagmurun elleri"

- günaydın
- iyi geceler...
 
...sen gündüz, ben gece...
 
ben güne yeni başlıyorum, oysa sen gecenin sonundasın !
şimdi kalkıp ta bana, geceden kalan, son kullanma tarihi fi tarihinde sona ermiş masallar anlatma, hele kumkaleden kaçan uzun saclı prensese hic girmeyelim, coktan tarih oldu !
 
ben geceden kaldım, sen gündüz uyuyorsun !
işte tam bu anda nazan öncel "geceler kara tren" le eslik ederken uykusuzluguma, sen hala bana uzak köylerde yapılan van peynirli köy kahvaltısından bahsetme hic,  ve kaybolmayacagımız, navigasyon çalışan bir orman da arama artık !
 
evet karamsarım !
hayır iyimserim !
 
neopolitigim ona da evet, androidler yedi yuregimi, o da kabul hatta avuciclerinde yitip kayboldu masumiyetim !!! bak, bu da dogru ! ama yanılıyorsun, hala "tek elimle kendi kendime alkıs tutabiliyorum" iste bunu öngöremedin, iste bunu es gectin ve yanıldın ! bu yüzden hem karamsarım hem iyimserim...
 
adalardan uzak adalardan aslında bir feribotluk yakın adalardan selam getirmistim elfidaya ve sana !
 
oysa, gecede kaldı hepsi ve günısıgında kayboldu yakamozlar: sen, elfida ve biryan amcanın meyhane ısıkları.
 
....(eski bir rum köyü, tepede yıgma tugla iki odalı bir ev, önünde kanapenin ucuna kıvrılmıs uyuz kedi, biryan amcanın hep ısıltılı gözleri, terleyen bıyıkları, her seferinde ayagımıza kadar gelip "hosgeldunizz" nidaları, kac aksam bulut kaplı gökyüzünde günbatımını izleyememişimiz, kaç gece yakamozların rüzgarla savrulması, kac gece kucagımda sabahı hemen orda getirme dileklerin ve öpüşlerin...)
 
gecede kaldı güzelim,
gün ışıdı ve uykum kactı !
sen gecede kaldın, uyuyordun oysa ben giyiniktim ve uyanıktım...
ve yagmur yagıyordu 
 
fonda : yeni türkü
"yağmurun elleri"ni söylüyordu...

aptal dost-zeki düsman ikilemi

anlatılagelen bir öykü;
 
ayıyla adam dost olurlar, bir nehrin kenarında adam kestirmek ister. adam uyurken kafasına sinek konar, dostumuz ayı dostlugunu gosterecek ya : eline kocaman bir tas alır ve "dostca" adamın kafasındaki sinege atar ! adam ölür ama ayı şaşkındır "adamla nie dost olamadık" diye !!!
 
evet evet !
 
spam mail gibisin; merak uyandırıyorsun ama açınca içini fos ! basbayagı spam mail, herkesin okumadan sildigi maillerden !
 
o yüzden zeki düsmanlar tercih ; kafaya "dostca" tas atmayanlardan...  
 
bu yüzden "the show MUST go on"
 
ek dipnot :
- alınanlar zaten alındı,
- alınması gerekenler zaten alındı.
- o yüzden "yeni" alınganlıklara ret !
December 29

"Son Ders"

Ne kadarınız gerçek sizin?
Ne kadarınız kendi sahtekarlığına esir?
Bıktığınız olmuyor mu kendi yalanlarınızdan,
hiç kendinizden sıkıldığınız olmuyor mu,
kendinizi bir yerlerde terkedip de gitmek
istemiyor musunuz,
bütün yalanlarınızdan uzak bir yere?
A.Altan (KIRKINCI ODA)
 
"sadece yapamadıklarımızdan pişman oluruz...." SonDers filminden son cümleler
 
aklımda kalan soru: "sevim" ölürken ne dedi, kimi sayıkladı ?
December 25

eric clapton

it's time to go home now and i've got an aching head,
so i give her the car keys and she helps me to bed.
and then i tell her, as i turn out the light,
i say, "my darling, you were wonderful tonight.
oh my darling, you were wonderful tonight."
 
funda arar'in fon müzigi esliginde : "sebebim olur"
December 23

kar ve kaplan

...la tigre et la neige...
 
kar masum, kaplan vahsi.
kar örter karanlıgı, kaplan tetiktedir.
karmasadır kar, eleledir, kaplan yalnız !
 
o yüzden Benigni, karla kaplanı yanyana getirdi muhtemelen ! Yalnızlık ve Karmaşa, karanlık ve vahset !
 
Attilio kar kadar masum, Vittoria kaplan kadar vahsi !
vittoria bu yüzden seviyor karanlık adamları, karanlık odaları...
attilio o yüzden aptal :)... (26 !!!)
 
ne demişti vittoria attilio ya "kar yagarken, aynı anda kaplan görürsem severim seni......." imkansız aşk ! umutsuz tümceler ! kaplan kar yagarken inindedir zaten ! o yüzden sever karanlıkları, o yüzden tetiktedir sürekli.
 
...kar ve kaplan...
...güvercin öpücüğü ve kedi tırmalaması...
...aşk ve
....arda kalanlar...
 
.tümden aptallık. (27)

veda...
hem de geride 13 hakkım kalmışken...
(so what ?)
 
September 08

joseshine ve tavsana benzemeyen essekler...

kendini napolyon sanan nicelerini görmüştüm de, joesphine olanına hic rastlamıstım !
 
malum fıkra "essegin biri tavsan olmaya karar verir ve kulaklarını kestirir, annesine sorar "anne benzedimmi tavsana" annesi hayat dersi verir sıpaya "cocugum tavsana benzemedin ustelik simdi essege de benzemiyosun"
 
 
June 18

deneme

ucuz kahramanlık gösterisidir, dişağrısından korkmamak, dişçi koltuguna sinema koltugu gibi gömülmek !
 
ellerinden kayıp giden zayıf bedenlerin cılız bakışlarıdır, zoraki gülümseyişinle fırlattığın kaçamak bakışlar...
 
masumiyetten konu açma bana; amaçsız uçuşlarıyla güvercinler derim sana, ortaköyün anlamsız gökyüzü rengi derim, kabataşın kalabalık dalgaları ve dilenci martılarını kanıt gösteririm sana....
 
"üşüyorum ve korkuyorum. yalan söylemek zorunda kaldığında ve aslında gözlerinde bahane kalmamışsa, ortalıkta çıplak kalmaktan, yalansızlıktan korkuyorum, ve evet işte bu yüzden üşüyorum"
 
 
 
June 06

...josephine...

when you're here every thought i ever had becomes clear
but when you're far the only light i ever see is the stars
and when you go the feelings burn as they grow
cause to me to me you're beautiful
but when you're here josephine the stars don't shine so bright
but yeah with me josephine you'd never sleep at night
but when you go i never sleep as i do
and in my dreams i hold you like i never will release

but when you're here josephine the stars don't shine so bright
but yeah with me josephine you'd never sleep at night
i'm dreaming of you
are you dreaming it too
i'm dreaming of you
i scream your name
but when you're here josephine the stars don't shine so bright
but yeah with me josephine you'd never sleep at night
i'm dreaming of you
are you dreaming it too
i'm dreaming of you
i scream your name
June 02

The Tudors

Önceki gün "The Tudors" filminden bir sahne;
 
Ingiltere kralının elcisi, Fransa kralıyla görüşme bittikten sonra ayaga kalkıyor ve gidiyor. Kralın karısı ve elçi masada başbaşa kaldıgında, elçi merakla soruyor kralın karısına "nereye gitti kral öğle ortasında" "yeni tanıştığı metreslerini memnun etmeye" diyor karısı gayet rahat bir ifadeyle. adam şaşkın: "böyle güzel bir karısı varken, nasıl yapar böyle bişeyi ? peki sen neden intikam almıyorsun ? Var mısın intikam almaya ???"
 
kadın şuh bir kahkaha atarak cevap veriyor "evet ! sen çok yakışıklısın ve ben de tabii ki güzelim ! ama neyin intikamı ? senin karın da güzeldir eminim ve senden şu anda işte tam da bu anda intikam alıyordur, biliyor musun, tam da bu sözlerle..."
 
 
 
May 29

blog 31 ekim 05

istanbulda 2 gündür aralıksız yağmur yağıyor. her taraf yıkandı, her taraf temizlendi, kırık kalpler bile silindi ama yağmur dinmedi.

evdeyim, yalnızım, dvd izledim, kitap okudum, fotoğraflara baktım, fotograflar sectim iclerinden, chrisin hic dinlemedigim sarkılarını bulup indirdim, yine kendimden gecerek dinledim, yine sigara yaktım ustuste, pencereye vuran yagmur damlalarını dinledim, ayagımı bu sogukta acık olan pencereye dayayıp, zulfu dinledim tam 7 kere, ozgurluk dedi zulfu, "ey ozgurluk" !

tuhaftır, ya ozgurlesmeye basladım bugunlerde, ya da her sonbahar yasadıgım icsellikler usustu ustume !

gittikce daha fazla bireysellesmeye, icsellerime inmeye, kendimi dinlemeye basladım. uzun zamandır yapmadıgım seyleri yapmaya, ozlemlerimi gidermeye basladım. gittikce 'ben' daha fazla cıkmaya basladı bende. galiba yeni dusunsellere, yeni olusumlara gebe bu firtinalar, bu gelgitler. evet gelgitler var, evet git ama gelmeler var, evet gel ama gitmeler var. surekli giden birseyler var, akan zamani yakalama cabasi var, giden her anı yeniden yasama arzusu var (déja-vu ?). evet deja-vu ! yasanan her anı, evet ben bu anı yasamıstım daha once dolgusu var beynimde. geriye ket vurma hic degil, geriye gitmek istemiyorum, geriye donmek istemiyorum. ozzy bugun ankara yazımla ilgili, 'o kadar geriye gittigine gore sende var bir haller' dedi. geriye gitmek degil, belki yasanan deja-vu'ler ileriye tuzak kuruyor, ilerisi icin ayak oyunları yapıyor.

yine sezen fonda, yine belalım diyor...

belki de onbininci kez dinledigim bu sarkı, yine alıp goturuyor beni burdan uzaklara, karlı gunlere, ayaklarımı karda surukledigim gunlere, botlarımın bagını cozup icine kar doldurdugum sarhos gunlerime...

karlar uzerinde yavru tilki dansı yaptıgımız gunlerin ozlemi var icimde, lambanın kısık ısıgında icilen sarapların acımsı tadı var damagımda, balkonda kayan yıldız yakalamak icin sabahladıgımız sarhos geceler, kar yagısını ilk goren olmak icin bekledigimiz soguk geceler var icimde...

yalnızlık, sen istersen muhtesemdir derdim hep. arzuladıgım yalnızlıgı yasıyorum su anda. istedim ve oldu !

yalnızım, muzik dinliyorum, ayaklarımı yine acık pencereye dogru uzattım, sigara iciyorum kimseden saklamadan, kimseyi incitmeden ! sakallarımı da kesmedim, 2 gunluk corap var ayagımda, her tarafı boya olmus en sevdigim kotum var uzerimde hic aldırmadan giydigim. az once uzerimi cıkarmadan uzandım yataga, tavana diktim gozlerimi, tavanı seyrettim. resimler cizdim tavana, fotograflar cektim, siirler yazdım tavana, ama yazıya dokmeyecegim siirler...

hayaller kurdum, makinem-gazeteci yelegim-motorum ve ben. uzak adalara, uzak koylere, kimsenin birbirini yıkıp dökmedigi kucuk kasabalara gitmek istedim. mutlu yuzler cekmek, uzak hayalleri olmayan cocukları goruntulemek, yasanmıslıgını bastonuna dayamıs yaslı amcaları fotograflamak, en uzak tepeye cıkıp kayalıgın birinin ustune oturup sigara icmek, uzak koylerin uzaktan fotograflarını cekmek, koyun icinden gecerken, motoru durdurup cobana selam demek, elele tutusan cocuklara seker vermek, koy kahvesinde gazoz-limonata icmek, kucucuk kasabalarda marketten sigara almak, yol kenarında motoru yan yaslayıp koyden aldıgım ekmegin icine halis koy peyniri koyup, kocaman ısırık almak ekmekten...

hayallerim uzun, hayallerim uzak, hayallerim yalnız ! ama hayallerim ertelenmeyecek kadar yakın bana, belki yarın belki yarından da yakın !

sezen yine fonda:

'bilirsin herkes kendi payına duseni yasar'

May 23

sen olsaydın ?

"sen olsaydın yapmazdın biliyorum" 

En azından kaçmazdın, yüzleşirdin, korkmazdın, güler geçerdin: dudaklarının şimdiye kadar hic yalan söylememiş kıvrımlarıyla gülerdin.

 

...(lips never lies?)...

 

Üzgünsün, biliyorum ne kadar üzgün olsak ta, ne kadar üzgün olsan da, olsam da yine yaşanırdı ayni şeyler, üzgünüm..

 

Ve üzgünüm : seni özlemeyeceğim , özletmeyeceğim kendimi !

 

Sen olsaydın senle yine yaşanırdı tum yaşananlar, yaşa-NA-mayanlar, ama sen olsaydın böyle olmazdı biliyorum, sen böyle yapmazdın..

Ama biliyorum, sen de olsan aynını yapardın, sen de kaçardın, sen de kendine soramadığın tuhaf sorular sorardın, tuhaf yanıtlara yeniden sigara yakardın, yine hüzünlenirdin. Hüzünler yeni sigaralara gebedir, bilirsin. Hüzünler yeni uykusuzluk nöbetleri, hüzünler sabaha bağlanmayan gecelerdir, hüzünler sigaradır, bilmezsin...

Her perşembe aksamı, her cumartesiyi pazara bağlayan gece, cuma aksamları, çarşamba sabahı sigaradır, sigara pazartesi sabahıdır.

Perşembe aksamı saat : 21:42 'senden sonsuz nefret ediyorum'
Cumartesi gecesi saat : 23:58 'gözlerini bana bırak bu aksam'
Pazartesi sabahı saat : 08:47 'sözlerin gecelere gebe, sözlerini al git rüyalarımdan'
Cuma sabah karsı : 02:55 'gözlerin hala yalan söylüyor ama dudaklarının kıvrımları kıyıya vuran dalgalar gibi yumuşacık'

Sen olsaydın ?
Her Cuma, her Pazar, her perşembe yaptığın gibi yapardın : kacardın, gözlerin yana kayardı, dudaklarında küçük bir çocuğun gülümsemesi, yüzünü duvara dönüp aglardın.

ben olsaydım ?
böyle yapmazdım...

"Bütün gündoğuşlarında yitirilecek, bir daha hiç görülmeyecek bir sevgiliye, ama tüm gerçek aşklar gibi tek başına sevilmiş bir sevgiliye, bütün gündoğuşlarında bakıp da söylediğim bu..."

***Blog'tan 19.10.2006

May 20

GAZ-FREN ve ACI BALATA SESİ !

karanlık bir gecede dinlenen chris de burgh şarkısı gibisin: ayışığı gibi parlak ama dipsiz kuyular kadar da karanlık ve ürkütücü...
 
tanımsız, tarifi zor bir çıkmaz sokak gibi sözlerin; kimi zaman yokuş aşağı, kimi zaman daracık yolda ilerlerken sürprizlere gebe bir sokağın ucu sanki dilinin ucunda söylemediklerin, söyleyemediklerin.
 
dümdüz yolda gider gibi kimi zaman kelimeler: şaşırtıcı, kışkırtıcı ama ürkek. acemi şoförün gaza ürkek basması gibi yavaş yavaş çıkıyor sözcükler, aniden frene yüklenmesi gibi de durduruyor kendini, frenliyor sanki, yarış atlarının finişe yaklaştıgındaki aceleci tavırları var: bir an önce finişe ermek, ama arkadan gelen toz bulutunu da hesaba katarak kontrollü şahlanış.
 
frene basma : balata kokusu yakar genzini...
 
dikiz aynasına bak: toz bulutu nerde ?
 
 
December 29

monologlar

önceki gün izlediğim bir filmden replik....
 
duvarda bir fotograf: karlı yollar, karlar üzerinde önce ikili ayakizleri, sonra tekli ayakizleri.
 
"hani bana söz vermiştin, bu yollarda hep beraber yürüyecektik. fotografa baksana, karda ikimizin ayakizleri var, ama bir zaman sonra ayakizleri teke düşüyor. demekk ki beni terketmişin"
 
"değil ! bir zaman sonra ayakizleri teke düşüyor, çünkü tam da o anda seni sırtıma almıştım, sırtımda taşıyordum !!!"
December 12

ILHAN-I ASK

Hangimiz senli benli hangimiz sizli bizli
Bir koridor esrarengiz yaşıyoruz gizli gizli
Hangimiz yapayalnız hangimiz çoluk çocuk
Hangimizin bakışları daha sıcak, daha soğuk

Hangimiz uyuyoruz hangimiz duyuyoruz
Deniz derin, gökler mavi hangimiz  uçuyoruz
Hangimiz arıyoruz hangimiz sarıyoruz
Hayat bir yol ve bir ışık hangimiz kalıyoruz

Hangimiz veriyoruz hangimiz seviyoruz
Bir koridor sonu baştan hangimiz giriyoruz
Ve hangi söz daha doğru hangi göz daha içten
Hangi üzüm daha tatlı daha buruk sevgimizden
Ve hangi söz daha doğru hangi göz daha içten
Hangi üzüm daha tatlı daha buruk sevgimizden

Bahar çiçeklerini sunar gözünün bahçelerine
Yaz sıcak bir dokunuştur vücuduna
Güz gelir dünya buruşur mu ne
Karlar yağar başına kışın

Zaman geç olmasın
Başlamadan ötmeye gece kuşları
Ses ver gündüz gözüyle
Çünkü ben sana herşeyi sunuyorum

Dört mevsimi ve bilmediklerini
Dışarı çık sana çarpılıp sana bölünen
Parçalarımı bulacaksın çiçek tozlarında
Dokularına sineceğim sımsıcak

Ayağının altında kıtırdayan yaprak benim
Ve başının üstünde direniyorum düşmemek için
Sana ben herşeyi sunuyorum
Bilmediğin diyarlarda tanıdık dostların var

Onlardan selam getiriyorum
Kaçırdığın kuşun kanadındayım
Ve bilmeden ne olduğumu
Kafese kapatmaya çalıştığın
Sana ben herşeyi sunuyorum
Tüm zamansızlıkları içinde sevginin
Sana "İlhan-ı Aşk" ediyorum
December 10

bir tutam baharat

tren garında vedalaşma sırasında kızın söylediği replik :
 
"sakın bakma arkana, çünkü arkanda bıraktığın bir çift göz verilmiş bir sözdür"
November 26

ikili delilik, üçlü kaçıklık

"sırlar iki kişi arasında paylaşılır ama aşklar üçlü yaşanır"
 
iki kişi arasındaki paylaşımlar "sırra" kadem basmadan, zaten üçlü aşklar yaşanamaz ki !
 
teras katında yudumladıgın gecenin büyülü sırları, sabahın erken saatinde gizeme bürünmüştür zaten.
 
bu yüzden, yaşanır üçlü aşklar, bu yüzden açığa vurulur en aymaz sırlar...
 
kaçıklık bunun neresinde peki ?
aşklar üçlü yaşanırken, neden sırlar iki kişi arasında pay edilir ?
neden üçlü sırlarda gizlemez kendini aşk, neden açığa vermez kendini çengelköyün boğaz sırtlarında ?
 
adres tarif ederken hep yaparız ya "şurdan sola dön, ordan ileri git, aşağıya inme, tatlı bir yokuştan yukarı çık..." diye.
deve misali "yokuştan yukarı çıkmayı mı, yoksa aşağı inmeyi mi seversin" diye sormus zevzeğin biri. deve hörgüçlerini sağa sola oynatıp cevap vermiş "düz yolda heralde seni becerdiler de o yüzden sormuyosun düz yolu" demiş !
 
düz yollar şerefine !
dümdüz aşklar şerefine !
gizemli sırlar şerefine !
ikili sırlar ama üçlü aşklar şerefine !
 
"nazdrovia"
November 01

salamar

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık;
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.
İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık;
Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.
...NFK...
 
serseri adımlarla yürümek istiyorum ıpıssız kaldırımlarda, kordonboyu yalnızlığında, dario moreno sokağının ahşap evleri sessizliğinde, agora'nın bagıra cagıra sokaga tasan hoyratlıgında...
"ellerini hissetmiyorum, avuclarımı sıksana"
 
kalabalık bir merdiven tırmanır gibi çıkıyorum, güzelyalı'nın kaçyüz basamaklı ücyola tırmanan merdivenlerini...
"ayaklarım üşüyor, ayakparmaklarım soguk, içimde ürperti var"
 
gündüz gibi aydınlanan yedi katlı bekar evimde, karşıyaka'nın henüz uyumamış karanlıkları var penceremden içeri dolan...
"uyku ve uyanıklık arasında gidip geliyorum, korkuyorum sabaha yalnız kalkmaktan, güne tek başıma uyanmaktan"
 
ocak sogugunda temmuz güneşi altında yürüdüğüm kızlaragası hanı, buz gibi ellerimle tuttugum kenarı işlemeli kurukahveci mehmetefendi sıcaklıgı, gözlerini gözlerime diken kedilerin soguk bakısları, sıcak gülüşlerin...
"lacivert gözlerim mi dedin ? agora gülüşü, güzelyalı ellerin, piyano parmakların ?"
 
kuytuluklar saklamadı beni, izbeliklerde yitip gitti günlüklerim, birine adanmış yazıtlarım, lacivert gülüşlerin de sarardı fotograf kagıdında ama kaybolmayan tek şey, dudagının kenarında hep asılı duran gülüşlerindi.
"ben de diğer çiziktiriklerin gibi kaybolmak istemiyorum, solmak istemiyorum, peki neden eskisi gibi şalamar kokulu parfümünle sarmıyorsun beni, heyamola götürmüyor beni uzak denizlere..."

kaydırak ve salıngaç

kaydırak ve salıngaç : zelişin ayaklarına 2 numara büyük gelen pabuçları.
 
uyduruk bir yalanın peşisıra giden kırkayak masumiyet gösterisi yapıyor : kaygan, salınarak...
 
salıngaç ve kaydırak : zelişin masum güvercin öpüşü...
 
dudagı yalan makinesine bağlı suaygırı, pençelerine pedikür yaptıran çitanın maraton koşusu hatta porselen dükkanına dalan azgın bir boğanın boynuz darbesi: yavaş-sessiz, gürültüsüz...
 
sence kaldırım çocukları neden hep ayakkabı özlemi çeker ? yoksa onlara öğretmediler mi "yazları kurak ve sıcak -kışları soguk ve yagmurlu geçen" karasal iklimin coğrafi detaylarını !
 
yoksa biz de mi aldatıldık ? yoksa kışlar hep mi sıcak, yazlar hepten soguk ?
 
çok uzaklarda bir yerde bir kapı varsa gökyüzüne açılan, gecesi yaşanmayan, gündüzleri ölümle pençeleşen ve hiç kar yağmayan hiç sıcak olmayan, hiç yagmur altında ıpıslak romantik yürüyüşlerin yapılmadığı bir gökyüzü, kafanı indir de bak : kaldırım çocukları orda ayakkabı sayıyor, ayakkabı düşlüyor, kaydırak ve salnıgaç sayıklıyor...
 
salıngaç ve kaydırak : zelişin masum rüyası, hiç gerçekleşmeyen kabusu, hiç yaşamadığı ten uyumu, ten teması !
 
toprağı hiç öpmeyen kupkuru bir dudak, yagmurda hiç ıslanmamış lüle saçlar, elleri kurak toprak çatlağı parmakarası terlikler...
 
...zelişin kötürüm düşleri...
 
al sana soru : salıngaçlar neden sallanır, kaydıraklar neden aşağı dogru kayar ?
al sana ikilem : zeliş neden sevmez kurak yazları, sıcak yazları, yagmurlu yazları, ıslak yazları ?
al sana sonuç : zeliş kim ?
 
al sana bilmece : en zor anne kim ? (çocuklarına patik ören kırkayak !)
October 30

giz ve gizem

giz ve gizem !
 
kapa gözlerini ve hayal kur: hülyaların gizlerle dolu olsun, gizemli olsun !
ac gözlerini ve tutun yasama : gizlerle dolu olsun ve yine gizemli olsun !
 
ne duyumsuyorsan, o sensin !
duyumsayamadiysan, yine sensin o ! ama karsinda duyumsayamadigin sen varsin !
 
iste giz tam burda, gizem de hemen yaninda : sensin !
 
duyumsadiklarin gizlerindir, duyumsayamadiklarin da gizemlerindir.
 
yine kapat  gozlerini ve gizlerini duyumsa : ilk aklina gelen giz ?
peki, hic aklina gelmeyen gizemler ?
 
zor bir bilmece mi oldu ?
al sana cozumu : giz; yasadiklarin, gizem yasamak istediklerin...
 
kapa gozlerini ve yasa !!!
ac gozlerini ve yasa !!!
 
hepsi bu...
 
19FEB07  
Photo 1 of 15